Açlık Grevleri Basın Açıklaması

0
449

SOMDER, 11 Kasım 2012 tarihinde Açlık Grevlerine dair TODAP ve SES ile bir araya gelerek bir basın açıklaması yapmıştır.

Basın açıklaması metni:

Basına ve Kamuoyuna,

 12 Eylül 2012\’de Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılması ve Kürtçe üzerindeki baskıların son bulması talepleriyle başlatılan açlık grevi 61. güne ve dolayısıyla tutuklu ve hükümlülerin sağlığı açısından kritik eşiğe geldi. Yüzlerce insan ölüme yaklaştığından, artık günler değil dakikalar bile hayati önem taşıyor. Tutuklu ve hükümlülerin büyük bir çoğunluğunun mide bulantısı, kusma, idrarda kanama, aşırı kilo kaybı, sese karşı aşırı hassasiyet, dalgınlık, unutkanlık ve bilinç kaybı gibi sağlık problemleri yaşadığı ve her an bir ölüm haberinin gelebileceği biliniyor. 

 Açlık greviyle bedenini bir çağrıya dönüştüren tutuklu ve hükümlüler, bu ülkede on yıllardır süren, on binlerce insanın ölmesine neden olan bir savaşın artık sonlanmasını; daha fazla insanın ölmemesi, barış için gereken koşulların sağlanması için görüşmelerin bir an önce başlamasını talep ediyorlar. Üstelik bunun için ölmeyi ya da ömür boyu sakat kalmayı göze alıyorlar. Ancak gerek iktidar ve muhalefet partileri gerekse medya çözüme yönelik somut adımlar atmıyor. Cezaevlerindeki açlık grevini görmezden gelerek, eylemcilerin talepleri karşısında suskunluğunu sürdürüyor. Bunlarla da yetinmeyerek, eylemcilerin açlık grevini intiharla bağdaştırmaya çalışıyor. Açlık grevlerini intihar olarak nitelendirerek, eylemi psikolojikleştirmeye, dolayısıyla ardındaki politik talepleri görmezden gelmeye ve toplumsal bağlamından koparmaya çalışıyor.

 Bizler biliyoruz ki \”devlet\” halka verdiği zararları, bilgimizi ve mesleğimizi kullanarak örtbas etmemizi bekleyecek. Müdahaleyi açlık grevinin psikiyatrik bir hastalık ve mahkûmların sağlığının devlete emanet olduğu savlarıyla gerekçelendirmeleri de bunun en büyük kanıtı. Devleti müdahaleden sakınması için uyarıyoruz; çünkü geçmiş deneyimlerden de biliyoruz ki devletin yanlış müdahalesi eylemcilerin bedenlerinde ve zihinlerinde tedavisi olmayan hasarlar bırakmıştır ve bırakacaktır.

 Ruh sağlığı çalışanları, sağlık çalışanları ve sosyal bilimciler olarak bizler savaşın açtığı yaraları kapatma yetimizin olmadığını biliyor, devletin topluma verdiği hasarları bireye indirgemeyi reddediyor ve mesleğimizin bir gereği olarak bu hasarların oluşmaması için mücadele ediyoruz. Bu topraklarda yaşayan insanların tedaviye değil, haklarına ihtiyaçları olduğunun ve devlet eliyle uygulanan şiddet ve haksızlıklar son bulmadıkça bizim uygulayacağımız her türlü tedavi ve müdahalenin başarısızlığa mahkûm olduğunun bilincindeyiz. Bu nedenle bu şiddetin sonlanması için mücadele etmeyi insani ve mesleki sorumluluğumuz olarak görüyoruz.

 İnsana dair ve insan için bilgi üreten bizler, ürettiğimiz bilgilerin devletin savaş politikalarının meşrulaştırılması amacıyla kullanılmasını reddediyoruz. Herkesin anadilde savunma ve eğitim hakkı olduğuna inanıyor; insanların yaşam hakkını savunmanın ve bunun için uygun koşulları sağlamanın yurttaşlarına karşı her devletin sorumluluğu ve görevi olduğunu hatırlatıyoruz. Toplumu oluşturan farklı gruplar arasında ayrımcılığa, eşitsizliğe, adaletsizliğe yol açan ve bütün bunları daha da derinleştiren bu sorunun ve bu savaşın artık bitmesini istiyoruz. Devleti ülkede barış ortamının oluşması, hapishanelerdeki yurttaşlarının yaşam hakkını tehlikeye sokacak bu eylemi sonlandırması için bir an önce, daha fazla geç kalınmadan, üzerine düşeni yapmaya çağırıyoruz.

 Buradan bütün meslek örgütlerine sesleniyoruz: açlık grevlerine sessiz kalmayın. Hep birlikte barışı çağıralım.

SAVAŞIN AÇTIĞI YARALARINI BİZ KAPATAMAYIZ.

ÖLÜM DEĞİL, ÇÖZÜM İSTİYORUZ!

TOPLUMSAL DAYANIŞMA İÇİN PSİKOLOGLAR DERNEĞİ (TODAP) İstanbul
SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET EMEKÇİLERİ SENDİKASI (SES) İstanbul Şubeleri 
SOSYOLOJİ MEZUNLARI DERNEĞİ (SOMDER)